13 Ağustos 2009 Perşembe

Başlarken...

Ömrümüzün neredeyse tamamı kentlerde geçiyor. Hatta bunun da çok büyük bir kısmı çalıştığımız ve yaşadığımız mekanlarda. Evden işe. İşten eve. Arada bol bol trafik. Bilmem hiç düşündünüz mü hayatınızın ne kadarı evinizde geçiyor? Herhalde asgari %50 demek abartı olmaz. Aklımda bir istatistik kalmış, Amerikalılar hayatlarının %90'ını kapalı alanlarda geçiyormuş, sanırım bizim için de çok farklı değildir bu rakam.
Gelelim asıl konuya; Peki hayatımızın büyük bir kısmının geçtiği bu alanların şekillendirilmesinde ne kadar söz sahibiyiz? Kimler şekillendiriyor bu kentleri? Nasıl? Neye göre?
Biraz soru sormaya başlayınca insan kendini alamıyor; Peki niçin kentlerimiz bu şekilde? Daha başka şekilde olamaz mıydı? Tüm kentliler için bu kadar önemli olan bu konuda peki neden kamu tamamiyle dışlanmış durumda? Seçme özgürlüğü, hangi daire tipini, kaç odalı olacağını, hangi sitede olacağını seçmekle sağlanıyor mu sizce? Bir bakın çevrenize, hepimiz temelde aynı tip ve aynı özelliklerde seri üretilen mekanlarda yaşamıyor muyuz? Duvarın renginin farklı olması, iki odalı veya üç odalı olması bir binayı özel kılar mı? Etrafınızda kozmetik özellikleri ötesinde farklı veya özel bir bina var mı?
Uzun süredir (neredeyse mimarlık eğitimine başladığım zamandan beri) aklımda olan bu soruları sizinle paylaşmak istiyorum. Aslında bu sorular yüzyıllardır mimar, şehir plancılar ve diğer uzmanlar tarafından sorulan sorular. Ne bu konuda uzman olduğumu, nede bu soruların yanıtlarını bildiğimi iddia edebilirim. Peki kim biliyor yanıtları? Aslında bu soruların net ve kesin yanıtları yok. Asıl sorun da galiba buradan çıkıyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder